Yazmak ya da yazmamak bütün mesela bu
Hep yazmayı seven biri olmuşumdur. Belki konuşmayı daha az sevdiğim için, belki yazışmalar kalıcı olduğu için. Malum hafızam pek iyi değildir. Bunu avantaja çevirip iyi not almakla övünürdüm okul zamanlarında, işte o zamanlarda da yazmaya başladım. Bilen bilir yıllarca İtüSözlükte hem yazdım hem moderatörlük yaptım. Yani yazmayı sevdiğim kadar okumayı da severdim. Fakat yıllar geçtikçe hem vakit azaldığından hem de hayattan beklentiler ve sabır seviyesi değişince, hem yazmayı hem okumayı bıraktım. Halbuki yazmak insanı rahatlatan bir şey.
Eve tıkalı kaldığımız bugünler, şöyle bir durup düşünüp hayatımızı, bugüne kadar yaptıklarımızı gözden geçirmek, gelecek planı yapmak için çok da uygun bir zaman. Bu da bana neden ben gene yazmıyorum diye fikir verdi ve blogu hatırladım. Alındığından beri hiç yazmadığım bu bloğu.
Ne kadar şimdi dünyanın neresinde olursak olalım dört duvar arasına kısıldıysak da, sağlığımız elverdiği müddetçe bu süreç sonunda yeniden hayata karışacağız. Normale döneceğiz diyemiyorum çünkü bundan 6 ay önceki yaşamamız mı normaldi belli değil. Dünyanın çeşitli yerlerinden, Venedik'ten, güzel şehrim İstanbul'dan ve daha nice yerlerden fotoğraflar geliyor. Doğanın nasıl yeniden hakimiyet kazandığı, olmadık yerlerden fışkıran bitkiler, yıllardır görmediğimiz yerlere dönen hayvanlar bize başka bir hayatın da mümkün olduğunu gösteriyor.
İnsanların değişimi ise inanılmaz. Karantinadan şikayet etme faslını geçen birçok kişi, ya ilk defa evinde yemek yapmaya başladı ( evet böyle tanıdıklarım da var) ya da daha önce hiç denemediği şeylere yeltendi. Örneğin ben hayatımda hiç ekmek pişirmemişken o işe de el attım. Çok zor sanıyordum ama biraz okuyup tekniğini ve mayaların birbirinden farkını öğrenince çok da zor ve gözde büyütülecek bir şey değilmiş. Onun dışında da zamansızlıktan denemediğim kaydettiğim bir sürü tatlı ve diğer tarifi deniyorum. Sırada lahmacun ve mantı var bir başka yazıda belki onları da paylaşırım. İşte insanlar bir kere kendi yaptığı şeyi yemenin tadını almışken, ileride şimdi edindikleri bu becerileri kullanmaya devam edecek mi, yeni dünya eski dünyadan farklı mı onu göreceğiz. Ama bu zor günlerde aldığımız en güzel derslerden biri de, gözümüzde büyüttüğümüz birçok şeyi ne kadar kolay yapabileceğimiz ya da değişikliklere zorunda kalınca ne kadar da kolay adapte olabildiğimiz. Biz göçmenler bu duruma çok daha kolay adapte oluyormuşuz diye bir yazı okumuştum. Sonuçta ailelerimizden, arkadaşlarımızdan, sevdiklerimizden uzakta olmak, çoğu zaman dilini bile bilmediğimiz, sokakta ilk günlerde telefonsuz yönümüzü bile bulamadığımız yerlere yerleşen bizler, zaten bu gibi durumlara daha alışığız farkında olmasak da. Eylül 2017'de taşındığımız Portekiz sağolsun, o zamandan beri telefon bizim vazgeçilmez bir parçamız oldu. Sevdiklerimizle aradaki tüm o kmleri kapatmanın tek yolu telefondu. Biz kadınlar çok fazla yazışmayı sevmediğimizden, bizim whatsapp gruplarımız hiçbir zaman erkekler kadar aktif olmazdı. Ama şimdi görüntülü görüşmeler derdimize derman oldu. Biz zaten sevdiklerimizi görmeden yaşamaya alıştığımız için sanıyorum evde olmak bizi biraz daha az etkiledi. Tabi bizim için de başka bir zorluk vardı. İki farklı ülkenin aldığı kararları, güncel durumunu takip etmek. Ben de başlangıçta bu girdaba düşüp deli gibi Portekiz saatiyle 12de buranın vakalarını, akşam da mesai sonrası kaçta yayınlanırsa Türkiye sayılarını takip ediyordum. Artık daha normal bir insan gibi sadece aklıma geldiği günler bakıyorum ve düne göre artış kaç onu anlayamayacak kadar aklımda tutmuyorum:)
İlk yazımı çok da uzatmayayım ama dün fotoğraf albümüme - ya da harddiskime diyelim- bakarken, ne kadar çok yer gezdiğimizi, ne kadar anı biriktirdiğimizi fark ettim. Bu fotoğrafları ve yerleri paylaşmak en azından bundan sonraki birkaç hafta boyunca benim hobim olacak. Blog adresini şimdilik kimse bilmiyor ama olsun. Biraz ülkelerle doldurduktan sonra payşlaşıma başlarım. Eee adı üstünde "Bunca yaşanmışlık varken neden yazmayalım?" Hadi ölü toprağını atıp bu blogu canlandıralım. Belki buradan da bir blogger fenomeni doğar biz de işlerimizi bırakıp kendimizi hobilere veririz fena mı olur:)
Buraya bir de hatıra fotoğrafı bırakayım. 12 Mart 2020'de başlayan self karantinada bir kere şirkete monitörümü almaya çıkmıştım Murat ile birlikte. Artık arkadaşlardan gördüğüm fotoğraflardan gına geldi ve dün dedik ki en azından arabayla çıkıp dolaşalım, sahile, Guincho plajına ( kendisi için başlı başlına bir blog yazısı lazım ki Portekiz'e gelmeyenler anlasın) gidelim de araba camından da olsa farklı bir ortam görelim. Sonuç ne mi oldu buradan sahile iner inmez sol tarafta bir polis çevirmesi gördük biz önlerine çıktığımızdan bizi durdurmadılarç 15 dakika kadar araba kullanıp Guincho plajına yaklaşmışken başka bir ekip bizi çevirdi ve seve seve alışveriş yapmaya çıktık dediysek de bizi eve döndürdü:( biz de planladığımız gibi denizkenarında araba içinde oturamadan eve gelmiş olduk. Halbuki arabayla ve yaya olarak bu bölgede gezen çok kişi tanıyoruz. Demek ki kurallar sıkılaşmış. Benim bundan şikayetim yok, ne kadar kontrollü olursak o kadar güvendeyiz.
İşte bu da benim sokağa çıkmak için Arda'nın mutfağı mutfak önlüğünden yaptığım x katlı maskem. O kadar kalındı ki üflesem de önüne koyduğum çakmağı söndüremiyordum. Neyse artık başka bir gün çıkarsam o zaman tekrar takarım.
Sevgiler
Duygu
Eve tıkalı kaldığımız bugünler, şöyle bir durup düşünüp hayatımızı, bugüne kadar yaptıklarımızı gözden geçirmek, gelecek planı yapmak için çok da uygun bir zaman. Bu da bana neden ben gene yazmıyorum diye fikir verdi ve blogu hatırladım. Alındığından beri hiç yazmadığım bu bloğu.
Ne kadar şimdi dünyanın neresinde olursak olalım dört duvar arasına kısıldıysak da, sağlığımız elverdiği müddetçe bu süreç sonunda yeniden hayata karışacağız. Normale döneceğiz diyemiyorum çünkü bundan 6 ay önceki yaşamamız mı normaldi belli değil. Dünyanın çeşitli yerlerinden, Venedik'ten, güzel şehrim İstanbul'dan ve daha nice yerlerden fotoğraflar geliyor. Doğanın nasıl yeniden hakimiyet kazandığı, olmadık yerlerden fışkıran bitkiler, yıllardır görmediğimiz yerlere dönen hayvanlar bize başka bir hayatın da mümkün olduğunu gösteriyor.
İnsanların değişimi ise inanılmaz. Karantinadan şikayet etme faslını geçen birçok kişi, ya ilk defa evinde yemek yapmaya başladı ( evet böyle tanıdıklarım da var) ya da daha önce hiç denemediği şeylere yeltendi. Örneğin ben hayatımda hiç ekmek pişirmemişken o işe de el attım. Çok zor sanıyordum ama biraz okuyup tekniğini ve mayaların birbirinden farkını öğrenince çok da zor ve gözde büyütülecek bir şey değilmiş. Onun dışında da zamansızlıktan denemediğim kaydettiğim bir sürü tatlı ve diğer tarifi deniyorum. Sırada lahmacun ve mantı var bir başka yazıda belki onları da paylaşırım. İşte insanlar bir kere kendi yaptığı şeyi yemenin tadını almışken, ileride şimdi edindikleri bu becerileri kullanmaya devam edecek mi, yeni dünya eski dünyadan farklı mı onu göreceğiz. Ama bu zor günlerde aldığımız en güzel derslerden biri de, gözümüzde büyüttüğümüz birçok şeyi ne kadar kolay yapabileceğimiz ya da değişikliklere zorunda kalınca ne kadar da kolay adapte olabildiğimiz. Biz göçmenler bu duruma çok daha kolay adapte oluyormuşuz diye bir yazı okumuştum. Sonuçta ailelerimizden, arkadaşlarımızdan, sevdiklerimizden uzakta olmak, çoğu zaman dilini bile bilmediğimiz, sokakta ilk günlerde telefonsuz yönümüzü bile bulamadığımız yerlere yerleşen bizler, zaten bu gibi durumlara daha alışığız farkında olmasak da. Eylül 2017'de taşındığımız Portekiz sağolsun, o zamandan beri telefon bizim vazgeçilmez bir parçamız oldu. Sevdiklerimizle aradaki tüm o kmleri kapatmanın tek yolu telefondu. Biz kadınlar çok fazla yazışmayı sevmediğimizden, bizim whatsapp gruplarımız hiçbir zaman erkekler kadar aktif olmazdı. Ama şimdi görüntülü görüşmeler derdimize derman oldu. Biz zaten sevdiklerimizi görmeden yaşamaya alıştığımız için sanıyorum evde olmak bizi biraz daha az etkiledi. Tabi bizim için de başka bir zorluk vardı. İki farklı ülkenin aldığı kararları, güncel durumunu takip etmek. Ben de başlangıçta bu girdaba düşüp deli gibi Portekiz saatiyle 12de buranın vakalarını, akşam da mesai sonrası kaçta yayınlanırsa Türkiye sayılarını takip ediyordum. Artık daha normal bir insan gibi sadece aklıma geldiği günler bakıyorum ve düne göre artış kaç onu anlayamayacak kadar aklımda tutmuyorum:)
İlk yazımı çok da uzatmayayım ama dün fotoğraf albümüme - ya da harddiskime diyelim- bakarken, ne kadar çok yer gezdiğimizi, ne kadar anı biriktirdiğimizi fark ettim. Bu fotoğrafları ve yerleri paylaşmak en azından bundan sonraki birkaç hafta boyunca benim hobim olacak. Blog adresini şimdilik kimse bilmiyor ama olsun. Biraz ülkelerle doldurduktan sonra payşlaşıma başlarım. Eee adı üstünde "Bunca yaşanmışlık varken neden yazmayalım?" Hadi ölü toprağını atıp bu blogu canlandıralım. Belki buradan da bir blogger fenomeni doğar biz de işlerimizi bırakıp kendimizi hobilere veririz fena mı olur:)
Buraya bir de hatıra fotoğrafı bırakayım. 12 Mart 2020'de başlayan self karantinada bir kere şirkete monitörümü almaya çıkmıştım Murat ile birlikte. Artık arkadaşlardan gördüğüm fotoğraflardan gına geldi ve dün dedik ki en azından arabayla çıkıp dolaşalım, sahile, Guincho plajına ( kendisi için başlı başlına bir blog yazısı lazım ki Portekiz'e gelmeyenler anlasın) gidelim de araba camından da olsa farklı bir ortam görelim. Sonuç ne mi oldu buradan sahile iner inmez sol tarafta bir polis çevirmesi gördük biz önlerine çıktığımızdan bizi durdurmadılarç 15 dakika kadar araba kullanıp Guincho plajına yaklaşmışken başka bir ekip bizi çevirdi ve seve seve alışveriş yapmaya çıktık dediysek de bizi eve döndürdü:( biz de planladığımız gibi denizkenarında araba içinde oturamadan eve gelmiş olduk. Halbuki arabayla ve yaya olarak bu bölgede gezen çok kişi tanıyoruz. Demek ki kurallar sıkılaşmış. Benim bundan şikayetim yok, ne kadar kontrollü olursak o kadar güvendeyiz.
İşte bu da benim sokağa çıkmak için Arda'nın mutfağı mutfak önlüğünden yaptığım x katlı maskem. O kadar kalındı ki üflesem de önüne koyduğum çakmağı söndüremiyordum. Neyse artık başka bir gün çıkarsam o zaman tekrar takarım.
Sevgiler
Duygu

Yorumlar
Yorum Gönder